Bizimle İletişime Geçin
Ana Sayfa/ Yayınlar/ Makaleler/ Marka Hakkının İhlali ve Başvurulabilecek Hukuki Yollar
Marka Serisi — Bölüm 4

Marka Hakkının İhlali ve Başvurulabilecek Hukuki Yollar

Marka hakkına tecavüz hâlinde tespit, men ve tazminat davası, ihtiyati tedbir, ceza şikâyeti, gümrük ve e-ticaret platformu başvuruları gibi yollara başvurulabilir.

Marka Serisi — Bölüm 4

MARKA HAKKININ İHLALİ VE BAŞVURULABİLECEK HUKUKİ YOLLAR

Marka hakkına tecavüz hâlinde tespit, men ve tazminat davası, ihtiyati tedbir, ceza şikâyeti, gümrük ve e-ticaret platformu başvuruları gibi yollara başvurulabilir.

Bir markanın izinsiz kullanılması, marka sahibi açısından yalnızca satış kaybı anlamına gelmez; tüketici güveninin sarsılması, markanın itibarının zedelenmesi ve ayırt edici gücünün zayıflaması gibi uzun vadeli sonuçlar da doğurabilir. Türk hukuku bu tür ihlallere karşı hukuk, ceza ve idari nitelikte çeşitli yollar öngörmektedir.

Marka Hakkına Tecavüz Sayılan Fiiller

SMK m. 29/1’e göre marka sahibinin izni olmaksızın markayı SMK m. 7’de belirtilen biçimlerde kullanmak; markayı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerini kullanmak suretiyle markayı taklit etmek; markanın taklit edildiğini bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde tecavüz yoluyla kullanılan markayı taşıyan ürünleri satmak, dağıtmak, ticaret alanına çıkarmak, ithal veya ihraç etmek, ticari amaçla elde bulundurmak ya da bu ürünlere ilişkin sözleşme yapılması için öneride bulunmak ve lisans yoluyla verilmiş hakları izinsiz genişletmek veya üçüncü kişilere devretmek, marka hakkına tecavüz sayılır.[1]

Tecavüz değerlendirmesinde belirleyici olan, kullanımın ticari nitelik taşıması ve marka sahibinin tescilden doğan yasaklama hakkının kapsamına girmesidir. Bu çerçevede aynı işaretin aynı mal veya hizmetlerde kullanılması hâlinde karıştırılma ihtimali ayrıca aranmaksızın tecavüz söz konusu olabilirken, benzer işaretler bakımından karıştırılma ihtimalinin somut olarak ortaya konulması gerekir. Önemle belirtmek gerekir ki, tecavüz eden kişinin kendi adına sonradan tescil ettirdiği bir marka, önceki tarihli hak sahibine karşı tek başına savunma olarak ileri sürülemez (SMK m. 155).[2]

Marka Sahibinin Tecavüz Hâlindeki Talepleri

SMK m. 149 uyarınca marka sahibi, tecavüz edene karşı fiilin tecavüz olup olmadığının tespitini, muhtemel tecavüzün önlenmesini, tecavüz fiillerinin durdurulmasını, tecavüzün kaldırılmasını ve maddi ve manevi zararının tazminini talep edebilir. Bunun yanında tecavüz konusu ürünlere ve bunların üretiminde kullanılan araçlara el konulması, el konulan ürünler üzerinde mülkiyet hakkı tanınması, tecavüzün devamını önleyecek tedbirlerin alınması (ürünlerin şeklinin değiştirilmesi veya imhası gibi) ve masrafı karşı tarafa ait olmak üzere kesinleşmiş kararın ilanı da talep edilebilir.[3]

Maddi tazminat, hak sahibinin fiilî kaybını ve yoksun kalınan kazancını kapsar (SMK m. 151/1). Yoksun kalınan kazancın hesaplanmasında ise SMK m. 151/2, hak sahibine seçimlik bir imkân tanır: Tecavüz olmasaydı hak sahibinin elde edebileceği muhtemel gelir, tecavüz edenin tecavüz nedeniyle elde ettiği net kazanç veya tecavüz edenin bu hakkı lisans sözleşmesiyle hukuka uygun olarak kullanması hâlinde ödemesi gereken lisans bedeli esas alınabilir.[4] Hangi yöntemin seçileceği, delil durumuna ve tecavüzün niteliğine göre stratejik olarak belirlenmelidir.

Delil Tespiti ve İhtiyati Tedbir

Marka ihlallerinde zaman çoğu zaman belirleyicidir. Tecavüz delillerinin kaybolma riski bulunduğunda, dava öncesinde veya dava sırasında delil tespiti talep edilebilir (6100 sayılı HMK m. 400 vd.).[5] Tecavüzün devamının önlenmesi için ise SMK m. 159 çerçevesinde ihtiyati tedbir istenebilir; bu kapsamda tecavüz oluşturan fiillerin durdurulması, ürünlere el konulması veya ürünlerin muhafaza altına alınması gibi tedbirler gündeme gelebilir. Tedbir talep eden tarafın, hakkının ve tecavüzün varlığını yaklaşık ispat ölçüsünde ortaya koyması gerekir; mahkeme kural olarak teminat da isteyebilir. Dava açılmadan önce tedbir kararı alınması hâlinde, tedbirin uygulanmasının talep edildiği tarihten itibaren iki hafta içinde esas hakkında dava açılması zorunludur; aksi hâlde tedbir kendiliğinden kalkar (HMK m. 397). Dava şartı arabuluculuğa tabi parasal taleplerde bu süre içinde arabulucuya başvurulması ve son tutanağın düzenlendiği tarihten itibaren iki hafta içinde dava açılması gerekir.[6]

Görevli Mahkeme ve Dava Şartı Arabuluculuk

Marka hakkına tecavüzden doğan hukuk davaları Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemelerinde, bu mahkemelerin bulunmadığı yerlerde ise bu sıfatla görevlendirilen mahkemelerde görülür. Yetkili mahkeme SMK m. 156 hükümlerine göre belirlenir; davacının yerleşim yeri, fiilin işlendiği yer veya fiilin etkilerinin görüldüğü yer mahkemeleri bu kapsamda değerlendirilebilir.[7]

Fikrî mülkiyet hukukuna dair mevzuattan doğan davalar, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 4/1-ç uyarınca ticari dava niteliğindedir. TTK m. 5/A gereğince konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat taleplerinde dava açılmadan önce arabulucuya başvurulması dava şartıdır.[8] Uygulamada tespit, önleme ve men taleplerinin tazminat talebiyle birlikte ileri sürüldüğü davalarda, parasal talepler bakımından arabuluculuk şartının gözetilmesi önem taşır.

İhtarname ve Manevi Tazminat

Her tecavüz uyuşmazlığının doğrudan dava yoluyla çözülmesi gerekmez. Özellikle tecavüzün iyiniyetli bir hatadan veya bilgi eksikliğinden kaynaklandığı durumlarda, noter aracılığıyla gönderilen ve tecavüzün sona erdirilmesini, stokların bildirilmesini ve belirli bir süre içinde yazılı taahhüt verilmesini isteyen bir ihtarname, hızlı ve düşük maliyetli bir çözüm sağlayabilir. Ancak ihtarname gönderilmeden önce delillerin güvence altına alınması önerilir; zira ihtarname, karşı tarafın delilleri ortadan kaldırmasına da zemin hazırlayabilir. İhtarname, aynı zamanda tecavüz edenin tecavüzden haberdar edildiğini gösterdiğinden, sonraki süreçte kusurun ispatı bakımından da işlev görebilir.

Marka hakkına tecavüz, maddi zararın yanı sıra marka sahibinin ticari itibarının zedelenmesine de yol açabilir. SMK, maddi tazminatın yanında manevi tazminat talebine de imkân tanımaktadır (SMK m. 149/1-ç). Ancak manevi tazminat her ihlalde kendiliğinden doğmaz; şartlarının somut olayda ayrıca ortaya konulması gerekir.[9] Manevi tazminatın miktarı, tecavüzün ağırlığı, süresi, taklit ürünlerin kalitesi ve markanın tanınmışlık düzeyi gibi etkenler gözetilerek hâkim tarafından takdir edilir; bu nedenle önceden kesin bir tutar öngörmek mümkün değildir. Bundan ayrı olarak, taklit ürünlerin kötü üretilmesi veya uygun olmayan biçimde piyasaya sürülmesi nedeniyle markanın itibarı zarar görmüşse, SMK m. 150/2 uyarınca ayrıca itibar tazminatı istenebilir.

Varsayımsal bir örnekle açıklamak gerekirse, tescilli bir giyim markasının logosunun düşük kaliteli ürünler üzerinde kullanılarak sosyal medya üzerinden satışa sunulduğu bir durumda; satış ilanlarının ve sipariş süreçlerinin tarihli olarak kayıt altına alınması, delil tespiti talebi, ilgili platforma şikâyet ve ihtiyati tedbir talebi birlikte değerlendirilebilir. Hangi adımın önce atılacağı, delil kaybı riski ve tecavüzün ölçeği dikkate alınarak belirlenmelidir.

Ceza, Gümrük ve E-Ticaret Yolları

Hukuk davasının yanı sıra marka hakkına iktibas veya iltibas suretiyle tecavüz edilmesi, SMK m. 30 kapsamında suç olarak da düzenlenmiştir. Ancak her hukuki tecavüz aynı zamanda suç oluşturmaz; ceza sorumluluğu için kast, markanın Türkiye’de tescilli olması (SMK m. 30/5) ve süresinde şikâyet (SMK m. 30/6) aranır. Bu yol özellikle taklit ürün üretimi ve satışı bakımından önem taşır. Gümrük idaresine başvuru yoluyla, taklit olduğundan şüphelenilen ürünlerin serbest dolaşıma girmeden durdurulması da mümkündür (4458 sayılı Gümrük Kanunu m. 57).[10] Çevrim içi pazar yerlerinde ise 6563 sayılı Kanun’un 9. maddesinin üçüncü fıkrası, hak sahibinin bilgi ve belgeye dayalı şikâyeti üzerine şikâyet konusu ürünün yayından kaldırılmasını öngören bir mekanizma içermektedir.[11] Bu yollar birbirinin alternatifi olmayıp, somut olayın ihtiyaçlarına göre birlikte kullanılabilir.

Tecavüz Davasında Davalının Savunmaları

Tecavüz davasına hazırlanırken davalının ileri sürebileceği savunmalar da önceden değerlendirilmelidir. Davacının markası dava tarihinde Türkiye’de en az beş yıldır tescilli ise davalı, markanın dava tarihinden önceki beş yıl içinde ciddi biçimde kullanıldığının ispatını isteyebilir (kullanmama def’i, SMK m. 29/2 ve m. 19/2). Marka sahibi veya onun izniyle piyasaya sunulmuş orijinal ürünlerin yeniden satışı, tükenme ilkesi gereği kural olarak tecavüz oluşturmaz (SMK m. 152). Gerçek kişilerin kendi ad veya adresini ya da malın niteliklerini belirtmek için dürüstçe yaptığı kullanımlar da yasaklanamaz (SMK m. 7/5). Buna karşılık davalının sonradan tescil ettirdiği kendi markası, önceki tarihli hak sahibine karşı savunma olarak ileri sürülemez (SMK m. 155).

Marka İhlalinde Sık Yapılan Hatalar

Marka ihlali dosyalarında sık yapılan hatalar şunlardır:

  • Tecavüzün öğrenilmesinden sonra uzun süre hareketsiz kalınması.
  • Tarihli ve kaynağı belli delillerin toplanmaması.
  • İhtarname içeriğinin ölçüsüz veya hukuken dayanaksız taleplerle doldurulması.
  • Parasal talepler için arabuluculuk aşamasının atlanması.
  • Tedbir kararından sonra süresinde dava açılmaması.

Tazminat talepleri bakımından 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 72’de öngörülen zamanaşımı sürelerinin de gözetilmesi gerekir. Haksız çıkan tedbir taleplerinin karşı tarafa verdiği zararlardan sorumluluk doğabileceği de dikkate alınmalıdır.

Sonuç

Marka hakkına tecavüz hâlinde başvurulabilecek yollar geniş olmakla birlikte, bu yollardan etkin sonuç alınması; delillerin zamanında ve usulüne uygun toplanmasına, taleplerin doğru kurgulanmasına ve sürelerin titizlikle takibine bağlıdır. Hangi yolun veya yolların tercih edileceği, tecavüzün ölçeği, delil durumu ve marka sahibinin ticari öncelikleri dikkate alınarak her somut olayda ayrıca değerlendirilmelidir.

Bu makale genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup hukuki görüş niteliği taşımaz. Somut olaylarda sonuç; olayın özelliklerine, delil durumuna ve güncel mevzuat ile yargı uygulamasına göre farklılık gösterebileceğinden, işlem yapılmadan önce uzman hukuki destek alınması önerilir.

 

[1]6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK), RG 10.01.2017, S. 29944, m. 29/1-a, b, c, ç.

[2]SMK m. 155 (Önceki tarihli hakların etkisi). Bu düzenleme, KHK döneminde yargı uygulamasında kabul gören ve tescilli markanın hükümsüz kılınmadıkça tecavüz teşkil etmeyeceği yönündeki yaklaşımdan farklı bir sistem öngörmektedir.

[3]SMK m. 149/1.

[4]SMK m. 151. Net kazanç yönteminde tecavüz edenin ticari defter ve kayıtlarına ilişkin delil talepleri, bilirkişi incelemesi bakımından belirleyici olabilmektedir.

[5]6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK), RG 04.02.2011, S. 27836, m. 400 vd.

[6]SMK m. 159; HMK m. 389 vd., özellikle m. 392 (teminat) ve m. 397 (dava açma süresi).

[7]SMK m. 156. Yetki kurallarının uygulanmasında davacının yerli veya yabancı olması gibi hususlar sonucu etkileyebileceğinden, hüküm metni somut olaya göre ayrıca incelenmelidir.

[8]6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK), RG 14.02.2011, S. 27846, m. 4/1-ç ve m. 5/A (7155 sayılı Kanun ile eklenmiştir); 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu m. 18/A.

[9]SMK m. 149/1. Manevi tazminat talebinin şartları ve ispatı bakımından ayrıca 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 58 hükmü de dikkate alınmaktadır.

[10]4458 sayılı Gümrük Kanunu, RG 04.11.1999, S. 23866, m. 57; uygulama usulleri için Gümrük Yönetmeliği’nin fikri mülkiyet haklarına ilişkin hükümleri.

[11]6563 sayılı Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun m. 9/3 (7416 sayılı Kanun ile değişik). Aynı maddenin birinci fıkrasına ilişkin Anayasa Mahkemesi kararı için bkz. AYM, E. 2024/187, K. 2026/42, 12.02.2026.

Bu yazı genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve hukuki görüş veya tavsiye niteliği taşımaz. Somut olaylara ilişkin değerlendirme yapılmadan bu yazıdaki bilgilere dayanılarak işlem tesis edilmemelidir. Mevzuat sık değişmekte olup, yazının yayım tarihinden sonraki gelişmeler dikkate alınmamıştır.